berlin kaplanı izle

Ayhan Kaplan (Ata Demirer) Almanya’nın Berlin kentinde yaşamını iri yarı bedeninin avantajını kullanarak boksörlük ve bodyguardlık yaparak sürdüren bir Türk’tür. Fakat antrenörü Cemal (Tarık Ünlüoğlu) ve boksör Ayhan için artık işler eskiden olduğu gibi tıkırında değildir. Onları içine düştükleri dar boğazdan kurtaracak bir mucize gereklidir. Zira taze boksörler Ayhan karşısında gitgide güç kazanmakta, Ayhan ise piyasada gözden düşmektedir. İkiliyi içine düştükleri dar boğazdan kurtarmak için ancak bir mucize gereklidir; ve bu da çok uzak değildir…
Eyyvah Eyvah filmleri ile yakaladığı kaliteli başarı sonrası yetenekli komedyen Ata Demirer yine kahkaha dolu bir komedi ile beyazperdeye dönüyor. Yapımcılığını Ata Demirer’in önceki filmlerinde olduğu gibi gene BKM’nin üstlendiği Berlin Kaplanı’nın yönetmenliğini ise Eyvah Eyvah serisini de çeken Hakan Algül üstleniyor.
Film 27 Ocak 2012′de Türkiye ile birlikte Avrupa’da da vizyona girecek.

 

Kaynak : beyaz perde.com

Entel Köy Efe Köye Karşı Full İzle

Yüksel Aksu’dan başarılı bir yapım daha karşımıza çıkıyor. Entel köy efe köye karşı, Yüksel Aksu tarafından çekilen başarılı bir anadolu komedisi olarak karşımıza çıkıyor. Dondurmam Gaymak ile, iyi bir gişe hasılatı yakalayan ve neredeyse yabancı dalda Oscar’a aday gösterilen filminden sonra bu filmde de beklentiler büyük. Şehrin keşmekeş yaşantısından sıkılan bir grup aktivist, köye yerleşerek orada bir yerleşke kurmaya karar verirler. Köylüler beş para etmez tarlalarına iyi fiyat verdikleri için bu aktivistleri önce severler faakt sonradan köye santral kurulacağını öğrenince olaylar gelişmeye başlar. İzlenmeye değer bir flim izlemenizi tavsiye ediyoruz..

Deri altı implantı ile 3 yıl koruma

Doğum kontrol yöntemleri arasında bulunan deri altı implantı, 3 yıl boyunca yüksek oranda kadınların korunmasını sağlıyor. Tek çubuklu doğum kontrol implantı deri altına yerleştiriliyor ve biyolojik olarak parçalanmıyor.

İmplanon’un uzunluğu 4 cm, çapı ise 0.2 cm’dir. Deri altı implantı, bu konuda bilgili olan kişiler tarafından yerleştirilmelidir. Bu çubuk etonogestrel isimli bir progestajen hormon salgılar ve bu hormon desogestrel isimli bir hormonun aktif bir metabolitidir.

Deri Altı İmplantı Uygulanması

Kolunuzun iç kısmı solüsyon yardımı ile iyice temizlenir. Lokal anestesi uygulanarak çubuk kolun iç kısmına yerleştirilir.

Uyarı ve Önlemler

Çocuklarda alt ıslatma problemi nedenleri

Çocukların gece yada gündüz sürekli alt ıslatmalarının nedeni bir hastalık olabilir. 5 yaşını doldurmuş bir çocuk istem dışı altını ıslatıyorsa Enürezis hastalığı kapınızda demektir. Enürezis hastalığı; mesane kapasitesinin düşük olması, uyanmada güçlük çekme, gece idrar üretiminin fazla olması gibi nedenlerden dolayı ortaya çıkmaktadır. Çocuklar bu nedenle haftada en az 2 defa uykularında altlarını ıslatırlar.

 

Enürezis hastalığına erkek çocuklarında daha sık rastlanmaktadır. Genetik nedenlerden dolayı erkek çocukların Enürezis olma riski kız çocuklarına göre daha yüksektir.

İdrar konsantrasyon bozuklukları, tiroid bozuklukları, üriner sisteminin yapısal bozuklukları, bazı enfeksiyonlar, idrartorbası hastalığı veya dikkat eksikliği çocukların idrar kaçırmalarında önemli rol oynayan diğer nedenlerdir.

Doğum kontrolü hakkında yanlış bilinenler

Hamileliği önlemek için yapılan bazı davranışlar hakkında doğru bilinen yanlışlar var! Cinsel birleşme sonrasında gebe kalma riskini en aza indirmek için yaptıklarınızın pek bir faydası olmayabiliyor. Gebe kalma riskini en aza indirmek için uzman doktorlardan tavsiyeler alınmalıdır. Kulaktan dolma bilgiler sizi yanıltmasın. Hem sadece yanılmakla kalmıyor bazı sağlık sorunları da yaşabiliyorsunuz.

 

 

Vajina yıkanırsa gebe kalınmaz!

Cinsel birleşme sonrasında vajinanın yıkanması yanlış bir davranıştır. Bu uygulama gebe kalmanızı önlemenin aksine sizin sağlığınızı tehlikye atar. Boşalma sonrasında spermler rahim içine girer. Fakat vajina yıkansa bile bu uygulama sizi gebe kalma riskinden korumaz.

İlk ilişkide hamile kalınmaz!

Emzirme konusunda bilinmesi gerekenler

Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında, mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar.

Emzirme bebeğinizle sizin aranızda sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden mutlaka emzirmelisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek sütün yeterliliği açısından önem taşır. Çünkü sık emmeye bağlı olarak süt salgısında artış olacaktır. Bu nedenle sütünüz henüz gelmemiş bile olsa sık emzirmeye devam ediniz.

Kolostrum adı verilen ilk süt protein bakımından oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.

Kolostrum sıvısı hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağılabilir. Bu aylarda duş altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım)baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.

Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınıza alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.

Gaz sancılarını engellemek için hava yutmasını en aza indirmek gerekir. Bunun için emzirirken bebeğinizi mümkün olduğu kadar yere dik tutmaya çalışın. Gazını çıkarmak için başını omzunuza dayayıp yine dik bir pozisyonda sırtına hafif hafif vurmanız yeterli olacaktır. Bebeğiniz yuttuğu hava ile birlikte bir kısım sütü geri çıkartabilir. Bu nedenle omzunuza önceden temiz bir peçete ya da mendil koymalısınız. Bu işlem 15-20 dakika sürmelidir.

Anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğe ilk üç ayda ayrıca su vermeye gerek yoktur. Ancak kemik ve diş gelişimi için beslenmeye D vitamini eklenmelidir.

Bebeğinizi yan yatırmaya özen gösterin. Bu bebeğinizin çıkaracağı süt veya tükürük salgısının nefes borusuna kaçmasını engelleyecektir.

Kısırlık ve tüp bebek

Evli çiftlerin, kadının düzenli adet görmesine ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine (haftada 2-3 kez) rağmen bir yıl içinde gebe kalamama durumlarında infertilite (kısırlık) söz konusudur. Fakat bu kavramı herkes için aynı tutmak mümkün değildir. Örneğin daha önce üreme organlarından (rahim, yumurtalık, tüpler gibi) rahatsızlanan veya ameliyat olan kadınlar ile ileri yaşta evlenmiş çiftler için ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

İnfertilite’nin (kısırlık) sebepleri nelerdir?
Sebepleri erkek, kadın ve bilinmeyen diye üçe ayırabiliriz.

Erkeğe bağlı sebepler

- Sperm sayısının, hareketinin, normal oranının bir veya birkaçının düşük olması
- Azospermi (semende hiç sperm bulunmaması)
- Ejekülasyon (boşalma) problemleri
- İnfeksiyon
- Küçük yaşta geçirilmiş ateşli hastalıklar
- Genetik problemler
- Varikosel

Kadına bağlı sebepler

- Tüplerin tıkalı olması
- Yumurtlama problemleri (Hormonal, operasyona bağlı gibi.)
- Rahimin iç yapısı ile ilgili problemler
- Rahimin ağzı ile ilgili problemler
- Endometriosis
- Karın içini kaplayan zara (Periton) ait problemler
- Kadının yaşı

Bilinmeyen sebepler

Gebe kalamama nedeniyle doktora başvuran çiftlerin % 10 – 15 ‘inde yapılan tetkikler sonucunda hiçbir sebep bulunamamıştır.

Teşhis yöntemleri nelerdir?

Spermin tetkik edilmesi (Spermogram): Spermin iyi bir merkezde değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Yanlış değerlendirilmiş sperm nedeniyle vakit kaybeden çiftlerin sayısı maalesef az değildir.

Mümkünse bir tüp bebek merkezinde bu işlemin yapılması uygundur. Son ilişkiden 3 veya 5 gün sonra doğru bir şekilde (Sabun kullanılmaması gibi.) verilen sperm idealdir. Bazı durumlarda bir iki hafta ara ile tekrarlanması gerekir. İyi değerlendirilmiş bir sperm tedavinin yönlendirilmesini sağlar.Gerekli görülürse hormon ve kültür testleri istenir.

Hiç sperm görülemediği durumlarda hastaya ileri tetkikler yapılır.Bunların sonucunda sperm üretiminin var olduğunun tespiti amacıyla testis biopsisi yapılabilir.Spermin dışarı gelmesini sağlayan kanallarla ilgili problemlerde ise spermin toplandığı yerden yapılan aspirasyon ile sperm elde edilebilir.

Genetik inceleme:
Bazı durumlarda erkekte genetik tahlil yapılması gerekir.

Rahim kanallarını ve rahimin içini gösteren röntgen filmi (Histerosalpingografi):
Halk arasında ilaçlı rahim filmi olarak bilinen bu yöntem en sık kullandığımız yöntemdir.Tüplerin açık veya kapalı , rahimin içinde bir düzensizliğin var olup olmadığının belirlenmesi ,rahmin şekil bozukluklarını anlamak amacıyla kullanılan bir yöntemdir.

Laparoskopi (Karın içinin ışıklı bir boru sayesinde incelenmesi):
Bu yöntem karın içinin durumu , tüplerin açık olup olmadığı , yumurtalık ve tüp komşuluğunun durumunun tespit edilmesi ve yapışıklıklar , endometriosis gibi durumlarda ise aynı seansta tedavi yapma amacıyla kullanılır.

Histereskopi (Rahim içinin ışıklı bir boru sayesinde incelenmesi):
Rahim ağzından rahim boşluğuna sokulan bir ışıklı boru ile rahim içi incelenir.Rahim içindeki şekil bozuklukları , yapışıklıklar , polip ve myom gibi oluşumlar teşhis ve tedavi edilebilirler.

Hormonal tetkikler:
Adetin 2. veya 3. günü yapılan bazı hormon tetkikleri teşhis ve tedavinin yönlendirilmesi ve düzenlenmesi için gereklidir.Tiroid bezinin çalışması incelenebilir.Göğüsten süt gelmesine sebep olan prolaktin hormonu düzeyi belirlenebilir. Bazı durumlarda daha başka hormonal testlere ihtiyaç duyulabilir.

Kültür antibiyogram:
İnfeksiyon durumlarında tedavisi gereklidir.

Ultrasonografik inceleme:
Kadına yapılacak ultrasonografi ile yumurtalıklarının durumunu saptamak , rahim içi tabakasını değerlendirmek mümkündür.

Tüm teşhis yöntemlerinin sonuçlarının ışığında çift için en uygun tedavi aşamaları ve bunların nasıl gerçekleştireleceği saptanır.

Tedavi yöntemleri nelerdir?
Teşhis sonucunda bazen bir tek tedavi bazen de birkaç tedavinin aşamalarla uygulanması söz konusu olabilir.Yardımla Üreme Tedavi yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz;

Aşılama IVF- ICSI (Tüp Bebek)

Aşılama (Inseminasyon = Rahim içine kocanın sperminin verilmesi) nedir?
Kadında yumurtlamanın takibi, yumurtlamanın sağlanması ve yumurtlama gününde kocasından alınan spermin özel bir yöntemle yıkanıp iyi hareket eden spermlerin bir kanülle rahiminin içine verilmesidir. Bu yöntemin uygulanabilmesi için spermin bu işleme yeterli sayı ve hareketlilikte olması, tüplerin açık olması ve yumurtlamanın var olması gerekir. Sperm rahim içine verilerek rahim ağzı engelini aşması sağlanır. Spermin yumurtayı bulup döllemesi ve oluşan embriyo (Çocuğu meydana getirecek hücre)’nun rahim içine yuvalanması doğal yollarla gerçekleşir. Bu yöntemle gebelik oranı % 10-15 civarındadır. Çiftlerin durumuna göre belirlenecek aşılama sayısında gebelik elde edilememişse ileri tedavilere geçilmelidir.

IVF (Tüp Bebek) nedir?
Kelime anlamı döllenmenin vücut dışında (İn Vitro Fertilizasyon) gerçekleştirilmesidir. Bu yöntemde yumurtanın yanına belli sayıda sperm konur ve yumurtanın içine kendi kendine girerek döllenmeyi gerçekleştirmesi beklenir.IVF uygulanabilmesi için yeterli kalitede sperm ve yumurta bulunmalıdır . Aksi taktirde ICSI uygulanmasına karar verilmelidir. Son zamanlarda daha yüksek döllenme elde etmek amacıyla tüm vakalara ICSI uygulaması yapılmaktadır.Bizim tercihimiz IVF ‘ e karar verilen çiftlerde yumurta sayısı yeterli ise yarı yarıya IVF, ICSI uygulamaktır.

ICSI (Mikroinjeksiyon) nedir?

Spermin yumurtanın içine girip, döllenmeyi gerçekleştiremeyeceğine karar verilen durumlarda uygulanır. Yumurta toplandıktan bir süre sonra dışındaki hücrelerden temizlenir. Hazırlanan spermden bu işlem için özel olarak tasarlanmış mikropipetler yardımı ile seçilen tek bir sperm yumurtanın içine enjekte edilir. Sperm yapımının var olduğu fakat dışarıya gelmediği durumlarda ICSI için kullanılacak olan spermin elde ediliş yerine göre işleme TESA veya TESE adı verilir.

TESA (Testiküler Sperm Aspirasyonu) Nedir?
Spermleri testislerden dışarıya getiren kanalların tıkalı veya doğuştan olmaması halinde sperm elde etmek için kullanılan yöntemdir. Epididim denilen spermin toplandığı yerden iğne biyopsisi şeklinde elde edilir.

TESE (Testiküler Sperm Ekstraksiyonu) nedir?
Açık biyopsi ile alınan testis dokularının içerisinde sperm aranmasıdır.

Tedavide kullanılan ilaçlar nelerdir?
Tedavinin çeşitli aşamaları olup bu dönemlerde farklı ilaçlar kullanılmaktadır.

Baskılama tedavisinde kullanılanlar:
Lucrin, Suprefact, Suprecur, Decapeptyl.

Yan etkileri: Tüm tedavi boyunca kesilmeden kullanılır. Sıcak basması,terleme,sıkıntı hissi gibi etkileri görülebilir.Bunların hepsi geçicidir.

Stimülasyon Tedavisinde kullanılanlar:
Sadece FSH içerenler: Metrodin, Follegon, Gonal F, Puregon.

FSH ve LH içerenler: Pergonal, Humegon, Menogon.

Ailevi Akdeniz Ateşi

Ailevi Akdeniz Ateşi sıklıkla Türklerde, Araplarda, Yahudilerde ve Ermenilerde görülen bir hastalıktır. Ailevi Akdeniz Ateşi tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrısı atakları yapan bir hastalıktır. Ataklar genellikle 24 – 48 saat sürer. Hastalarda ataklar dışında hiçbir belirti yoktur, yani normal insandan farksızdırlar.

Ailevi Akdeniz Ateşinin adından da anlaşılabileceği gibi 3 temel özelliği vardır;
1. Ailesel geçiş: Hastalığın ortaya çıkması için anne veya babanın taşıyıcı veya hasta olması gerekir.
2. Sıklıkla Akdeniz Bölgesi ve civarında görülmesi (Karadeniz Bölgesi de dahil)
3. Ateş atakları yapması: Ateş ataklarına karın ağrısı, eklem ağrısı veya göğüs ağrısı eşlik eder.

Karın ağrısı, akut apandisit ile karışabilir ve çok şiddetli olabilir. Bu hastaların bir kısmı akut apandisit tanısı ile ameliyat edilmişlerdir ancak karın ağrıları geçmemiştir.

Hastalık uzun dönemde amiloidoz denen başka bir hastalığa yol açabilir. Amiloidozda vücutta değişik organlarda amiloid denilen madde birikir, bunun sonucu kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, ishal, bilinç kaybı, felç gibi sorunlar ortaya çıkar.

Nedenleri, tanı ve tedavisi
Ailevi akdeniz ateşi kalıtsal bir hastalıktır. 1997 yılında hastalığa yol açan gen bulunmuştur. Bu gen, hastalığın tedavisinde mutlaka yeni ufuklara yol açacaktır.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları

İdrar yolu enfeksiyonları çocukluk çağında en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. İdrar yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yarısı akut pyelonefrit şeklinde böbrekte oluşur. Akut pyelonefrit geçiren böbrekte kalıcı hasar oluşma riski vardır ve bu durum daha sonraki dönemlerde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve hipertansiyona yol açabilir.

Hastaların çoğunda erken tedavi yapılarak ve obstrüksiyon veya vezikoüreteral reflü gibi kolaylaştırıcı faktörlerin araştırılması ile renal hasar önlenebilir veya azaltılabilir.

Üst üriner sistem enfeksiyonu (Üst idrar yolu enfeksiyonu): Üreter (üreterit), renal pelvis (pyelit), veya renal pelvis + renal parenkimde oluşan (pyelonefrit) enfeksiyonları ifade eder.

Alt üriner sistem enfeksiyonu (Alt idrar yolu enfeksiyonu): Üretra (üretrit) ve mesane (sistit) enfeksiyonlarını ifade eder.

Primer (unkomplike) idrar yolu enfeksiyonu: Beraberinde taş, anatomik anomali, yabancı cisim gibi idrar yolu enfeksiyonu oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktörün olmadığı enfeksiyonları tanımlar.

Sekonder (komplike) idrar yolu enfeksiyonu: Beraberinde taş, anatomik anomali, mesane disfonksiyonu, yabancı cisim gibi idrar yolu enfeksiyonu oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktörün eşlik ettiği enfeksiyonları tanımlar.

Asemptomatik bakteriüri: İdrar yolu enfeksiyonunun klinik belirtileri olmadan idrar kültüründe üreme olan durumları ifade eder.

İdrar yolları sürekli olarak barsak florası ile istila tehdidi altındadır ama lokal savunma mekanizmaları etkin bir korunma sağlar. Bununla birlikte bir çok konak faktörü idrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştırabilir ve bakteriler idrar yollarında, daha önemlisi böbrekte, enfeksiyon oluşumunu kolaylaştırıcı özelliklere sahip olabilirler. Bakterilerin bu özellikleri kalıcı hasar riski için de önemlidir. Bakterilerin büyük bir kısmı asendan yolla alt kısımdan idrar yollarına gelirler. Üretra yoluyla mesaneye ulaşan bakteri (Bu dönemde üretrit, sistit, sistoüretrit ve asemptomatik bakteriüri şeklinde klinik bulgu verebilir) daha sonra bir veya iki üreter yoluyla böbreklere gelir ve pyelonefrit yapar. Vezikouretrel reflü varlığı ve periüretral floranın bozulması idrar yolu enfeksiyonu riskini arttırır. Yine sünnetsiz erkek çocuklarında prepisiumun altına bakteriyel kolonizasyon sonrasında semptomatik idrar yolu enfeksiyonu oluşabilir. Erken dönemde yapılan sünnet idrar yolu enfeksiyonu gelişimini önleyebilir.

İdrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştıran faktörler
İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların çoğunda kolaylaştırıcı, enfeksiyon riskini artıran bir faktör yoktur. Bununla birlikte kalıcı renal parenkim hasarını önlemek için araştırmalar ve izlem bu faktörlerin tespiti üzerine yoğunlaşmalıdır. Göz önünde tutulması gereken ilk faktör işeme sonrası idrar torbasında artık (residual) idrar kalmasıdır. Bu durum tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda yaygındır ve genellikle mesane disfonksiyonunu gösterir. Mesanenin yetersiz boşalması sfinkter ile detrüsor aktivitesi arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanabilir. Kabızlık da mesane fonksiyonunu etkileyebilir ve artık idrar kalmasına sebep olabilir. Eğer bir çocukta enkopresis varsa perineal bölgede fekal bakteri sayısında artış olacak ve idrar yolu enfeksiyonu riski artacaktır. İnfravezikal obstrüksiyon, mesane divertikülü ve taş da enfeksiyon oluşumunu kolaylaştırıcı faktörlerdir. Çocuklar bu işlemler sırasında antibiyotik almış olsalar bile kateterizasyon veya sistoskopi sonrasında idrar yolu enfeksiyonu görülebilir. Nadiren tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda idrar yolları ile gastrointestinal sistem arasında fistül oluşumu tespit edilebilir.

Kalıcı renal hasar için risk faktörleri
Renal parenkim enfeksiyonları kalıcı renal hasarla sonuçlanabilir. Obstruksiyon ve dilate vezikoüreteral reflü varlığı, tedavide gecikme ve tekrarlayan pyelonefrit atakları kalıcı hasar riskini arttırır. Küçük çocuklar kalıcı renal hasar için daha yüksek riske sahiptirler. Ürolojik bir anormallik olsun veya olmasın süt çocukluğu ve erken çocukluk çağında renal parenkim daha kolay zedelenebilir bir yapıya sahiptir. Yeni pyelonefrit atakları geçirseler bile büyük çocuklarda yeni böbrek hasarı oluşumuna sıklıkla rastlanmaz.

İdrar yolu enfeksiyonu olan küçük bir çocukta pyelonefrite bağlı renal hasarın en önemli sebebi tanıda gecikmedir. Tam, doğru bir tanı konulmaksızın ateşli bir çocuğun tedavi edilmesi ideal yaklaşım olmayacaktır. Bakterinin virülans özellikleri de idrar yolu enfeksiyonu oluşumunda önemlidir. Az virulan olan bakterilerin çok virülan bakterilere göre daha fazla hasar oluşturma riskine sahip olduğu görülmektedir.

Malformasyonlar
İnfravezikal obstrüksiyon ciddi renal hasar riskini arttırır. Renal parenkim yeterince gelişmemiş, displastik olabilir ve renal parenkim pyelonefritik enfeksiyonlara daha hassas görünmektedir. Vezikoüreteral reflü üst idrar yolu enfeksiyonu riskini arttırır. Eğer vezikoüreteral reflü dilate ise (grade III-V) pyelonefritik hasar riski daha da artar.

Bakteriyel virülans faktörleri

P fimbrialı Esherichia coli üriner kanal mukozasına daha iyi yapışır ve sıklıkla daha ciddi enfeksiyonlar yapar. Pyelonefritli hastalardan izole edilen E.coli türlerinin %80′den fazlası P fimbrialıdır. Buna karşın sistitli hastalardan izole edilenlerin ise sadece % 30′u P fimbrialıdır.

Klinik özellikler
Pyelonefritli küçük çocuklarda (2 yaş altı) belirtiler genellikle nonspesifiktir. Çoğu çocukta genel bir kötülük hali ile birlikte sadece ateş vardır. Çocuk soluk olabilir, iştahsızlık, tekrarlayan kusmalar ve sulu gaita çıkarma olabilir. Hayatın ilk haftasında doğum ağırlığının %10′undan fazlasının kaybedilmesi veya takip eden aylarda yeterli ağırlık artışının olmayışı idrar yolu enfeksiyonuna işaret edebilir. İdrar yolu enfeksiyonlu çocuklarda belirtiler nonspesifik olduğu için, vücudun başka bir yerinde ciddi enfeksiyon bulgusu olmayan ateşli bir çocukta idrar kültürü ile birlikte idrar analizi yapılması doğru tanı konulmasında oldukça önemlidir. Çocuklarda solunum sistemi enfeksiyonları çok sıktır ve kırmızı bir kulak zarı veya boğaz idrar analizi yapılmasının ihmal edilmesini gerektirmez. Septisemi ve bakteriyel menenjit bu tablo ile karışabilir ve bazen konjuge hiperbilirubinemi görülebilir.

Daha büyük çocuklarda (1.5-2 yaşından büyük) semptomlar idrar yolu enfeksiyonunu göstermeye daha yatkındır. İşeme sırasında ağrı (dizüri), sık işeme, gündüz veya gece idrar tutamama, karın ağrısı, mesane bölgesine veya böğür kısmına lokalize ağrı, yine palpasyonla mesane üstünde veya böbrek bölgesinde hassasiyet idrar yolu enfeksiyonunu düşündüren belirti ve bulgulardır.

Enfeksiyonun seviyesine göre belirti ve bulgular farklılık gösterir. Başka bir bölgede enfeksiyon bulgusu olmaksızın 38 °C’nin üzerinde ateş, C-reaktif protein düzeyinde yükselme, böbrek konsantrasyon yeteneğinde azalma pyelonefriti desteklerken, işeme belirtilerinin olması (ağrılı işeme, sık işeme, idrar tutamama) daha çok sistit lehine olup, sistittte ateş yoktur veya hafifçe artmıştır, C-reaktif protein normal veya hafifçe artmış, böbrek konsantrasyon yeteneği ise normaldir.

Asemptomatik bakteriüride belirti ya yoktur veya çok hafif olabilir. Asemptomatik bakteriüri çocuklarda seyrek bir durum değildir. Pozitif idrar kültürlerinin %1-2′si asemptomatik bakteriürili çocuklardır. Asemptomatik bakteriüri sebebi olan bakteri türlerinin zamanla virülans özelliklerini kaybettiği görülmüştür. Asemptomatik bakteriüri renal parenkim hasarına sebep olmaz. Bu durum vezikoüreteral reflülü hastalarda da gözlemlenmiştir ve asemptomatik bakteriürisi olan vezikoüreteral reflülü hastaların uzun dönem izleminde böbrekte bir bozulma görülmemiştir. Asemptomatik bakteriüri türlerinin daha virülan bakterilere karşı koruyucu olduğu görülmektedir.

Kızamık hastalığının nedenleri ve tedavi yöntemleri

Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır. Kızamık hastalığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi tarafından farkedilmiştir.

Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911′de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.

Kızamık hastalığının nedenleri

Kızamığın etkeni olan virüs, hastaların burun ve yutak salgılarıyla çıkan damlacıklarda bulunur; ağız ya da burundan üst solunum yollarına ya da dolaylı olarak konjunktiva mukozasına girer. Vücuda girdiği yerde üreyerek düşük miktarda bütün vücuda yayılır ve lenf dokusu hücrelerinde üremeyi sürdürür. Daha sonra ikinci kez, çok daha uzun süreli ve kitlesel olarak kana yayılır. Bu döneme ilişkin ilk belirtiler virüsün bulaşmasından yaklaşık 9-10 gün sonra ortaya çıkar.

Hastalık bu aşamadan sonra, 14-15′inci güne değin çok bulaşıcıdır. Virüsün vücuda girmesinden yaklaşık 14 gün sonra döküntülerin başlamasıyla virüsün üremesi azalır; 16. günden sonra genellikle kanda virüse rastlanmaz. Yalnız idrarda bulunan virüs bu ortamda varlığım günlerce sürdürür.

Döküntüler kanda hastalığa özgü antikorların belirmesi ve hastanın iyileşmeye başlamasıyla aynı dönemde görülür; kızarıklıkların pul pul dökülmeye başlamasıyla bulaşıcılık dönemi bütünüyle sona erer.

Kızamık hastalığının bulaşması

Kızamığın derideki belirtileri yaygın döküntülerdir. Kızamık tüm dünyada yaygın olarak rastlanan döküntülü bir hastalıktır. Etkeni, çok küçük ve vücudun dışındaki kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı çok az direnci olan bir virüstür.

Hastadan sağlıklı kişilere üst solunum yolları yoluyla ve özellikle konuşurken ve öksürürken çıkan tükürük damlacıkları aracılığıyla kolayca bulaşır. Bulaşmanın bu kadar kolay oluşu nedeniyle kızamık genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında küçük salgınlar halinde görülür.

Kızamık salgınında hastalığa önce çocuklar yakalanır; erişkinlerin büyük bir bölümü ile üç aylıktan küçük bebekler salgını, hastalığa yakalanmadan atlatabilir. îlk bakışta tuhaf görünen bu olay kolayca açıklanabilir. Vücut ilk kez virüsle karşılaştığında hastalığa yakalanır ve virüse özgü antikor üretmeye başlar.

Kandaki bu antikorlar virüsle yeniden karşılaştığında, virüsü etkisizleştirir. Böylece hastalığa karşı direnç geliştirilmiş olur. Süt çocukları anne karnındaki yaşamlarında bu antikorları annelerinden aldıklarından, erişkinlerin büyük bir bölümü de çocukluk çağında hastalığa tutulduklarından salgından etkilenmezler.

Hastalığın ileri derecede bulaşıcı olması nedeniyle 2-4 yılda bir kızamık salgınları ortaya çıkar. Bir toplulukta salgın görüldüğünde, bağışıklığı olmayan bütün bireyler hastalanır ve bağışıklık kazanır; bu nedenle, hastalığa yakalanacak yeni bireylerin ortaya çıkması için belli bir süre geçmesi gerekir.

Kızamık hastalığının belirtiler

Kızamıkta sıklıkla belirgin olarak birbirinden ayrılabilen dört dönem gözlenir: kuluçka dönemi, döküntü öncesi dönem (prodrom dönemi), döküntülü dönem ve iyileşme dönemi.

Bulaşma kuluçka döneminde anında başlar, virüs 8-12 gün boyunca vücutta belirti vermeden ürer. Normal olarak 10. günde döküntü öncesi dönem başlar, ateş hızla yükselir ve ağızda yanağın içinde, azıdişleri hizasında kırmızı bir alanla çevrili küçük beyaz lekeler belirir; bu lekeler ilk tanımlayan hekimin adıyla anılır (koplik lekeleri).

2-3 günden fazla sürmeyen bu dönemde çocuk isteksiz, yorgun ve uykuludur; iştahı azalmıştır, aksırır, hırıltılı, inatçı ve kuru bir öksürüğü vardır. Sulanan ve kızaran gözleri güçlü ışıktan rahatsız olduğundan ışıklı ortamlardan uzak durur. Bu aşamada kızamığa henüz tam konmamış olsa da son derece bulaşıcıdır ve çocuğun enfeksiyonu aile bireylerine yayma olasılığı yüksektir.

Ateşin geçici olarak azalmasıyla döküntülü dönem başlar. Döküntüler başlangıçta düz, sınırları belirgin pembe renkli küçük lekeler biçimindedir; daha sonra hafifçe kabarır, büyür, sayılan artar ve giderek koyulaşıp kırmızılaşır.

Döküntüler çıkarken ateş yemden yükselir ve çocuğun genel durumu kötüleşir. Sürekli yatmak ister ve çok yorgundur, gözleri kolayca sulanır, aksırıklar yerini gerçek bir soğuk algınlığına bırakır, öksürük hala hırıltılı ve çok rahatsız edicidir, özellikle küçük çocuklarda ishal görülür.

Döküntülerin ortaya çıkmasından üç ya da dört gün sonra, ateş hızla düşer; kırıklık hali, öksürük ve soğuk algınlığı kaybolur, çocuk rahatlamış görünür. Döküntüler de ilk ortaya çıktığı bölgelerden başlayarak hızla solar. Kızarıklıkların pullanarak dökülme döneminin ardından çocuğun tümüyle iyileştiği söylenebilir.

Döküntüler hiç bir iz bırakmadan hızla kaybolur; özellikle yüz ve boyun çevresindeki deri pul pul dökülür. Ne var ki, hastalığın bu son evresi her zaman fark edilmez, özellikle hastalığın hafif geçtiği olgularda hiç görülmez

Kızamık hastalığında görülebilecek komplikasyonlar